YORUM : Kıyamet Sonrası - Susan Ee

Penryn’in küçük kız kardeşi Paige kayboldu. İnsanlar korkuyor.
Bir annenin kalbi kırık.
Penryn San Francisco sokaklarında kardeşini arıyor. Sokaklar neden bu kadar boş? Herkes nereye kayboldu?
Paige kardeşinin izini sürerken, meleklerin gizli planının merkezini buluyor ve ürkütücü gerçeklerle yüz yüze geliyor.
Raffe kanatlarının peşinde. Onlarsız meleklere katılması imkansız. Tekrar kanatlarını kazanmak ya da Penryn’in hayatını kurtarmak arasında kaldığında, hangisini seçecek?

Melekler, insanlar ve canavarların korku dolu hikayesi, Meleğin Düşüşü’nün ardından, Kıyamet Sonrası ile devam ediyor...
Orijinal Adı : World After 
Seri Sıralaması : Penryn & the End of Days #2
Goodreads Puanı : 4.21 (73,602 oylama)
Sayfa Sayısı : 360 sayfa
Yayınevi : DEX
Etiket Fiyatı : 24 tl 
İlk kitabın yorumunu okumak için buraya tıklayın.
***
  Penryn ve Raffe , Paige'ı kurtarmayı başardılar ama önlerinde büyük bir sorun var.Çünkü Paige insansı özelliklerinin birkaçını kaybetmiş. Sadece insan eti ile beslenebilen bir yarı-canavar artık. 
    Paige'ı kurtarmalarına rağmen Raffe'nin kanatları başka bir meleğin sırtına takılı. Raffe hala kanatlarını arıyor ancak bu yolculukta Penryn'e gerek yok. Penryn çoktan kardeşini buldu ve amacını tamamladı. 
    Yine de Paige'deki tuhaflıklar bitmek bilmiyor. Ablasını ve annesini bırakıp melek yuvasına geri döndü. Bu durumda Penryn'de melek dolu yeni bir binaya girmek ve kardeşini tekrar eski haline getirmek zorunda. 
Serinin orijinal kapakları. 
   Herkese merhaba! Serinin ikinci kitabı ile karşınızdayım. Serinin ilk kitabı olan Meleğin Düşüşü'nü 2 günde bitirmiştim. Kıyamet Sonrası'nda ise yeni bir rekor kırdım ve kitabı bir günde bitirdim. Ne kadar akıcı olduğunu anlatamam. Kitabı elinizden bırakmak için kerpeten falan lazım herhalde. Olaysız geçen tek bir sayfa yok. Yazarı çizgisini bozmadığı ve bu kitabı da ilk kitap kadar heyecanlı yaptığı için tebrik ediyorum.Şimdi kitabı incelemeye başlayalım. 
   İlk kitabı okuduysanız -okumayanlar bu kelimeden sonra devam etmesinler - son sayfada Raffe'nin Penryn'i öldü zannettiğini hatırlarsınız. Akrep sokması sonucu Penryn paralize hale geliyor ve çevresindeki herkes öldü zannediyordu. Bu yüzden kitabın neredeyse sonuna kadar Raffe yok. Penryn'i kaybettiği için büyük bir yas içinde ve sadece kanatlarını aramaya odaklanmış. O yüzden kitabın ilk 200 sayfasında gözlerim Raffe'yi aradı. Zaten yazar ilk kitapta da çok fazla romantizm yazmamıştı ve bu kitapta da yoktu. Üçüncü kitapta büyük bir sahne beklediğimi söyleyebilirim. Ne bileyim , Raffe azıcık ilgi göstersin artık kıza. Kıskansın ya da sevdiğini belli etsin. Yoksa kitapta bol bol aksiyon ama çok az romantizm oluyor. Eğer üçüncü kitapta da romantizm göremezsem yazara üzüntü dolu bir mail atmayı planlıyorum. 
   Yukarıda belirttiğim sorun dışında kitap kusursuzdu diyebilirim. Karakterlerimiz değişmeden yollarına devam ediyorlar. Birkaç yeni karakter eklendi ama geçiciydi. 
   Goodreads'te okuduğum yorumlarda herkes kitabın sonunun çok merak uyandırıcı olduğunu söylemiş ama bana göre öyle değildi. Güzel bir son muydu? Evet. Ama üçüncü kitabı hemen okumamı sağlayan bir son değildi. Zaten o sahneden sonra ne olacağını aşağı yukarı tahmin ediyorsunuz. O yüzden efsanevi bir son beklemeyin. 
   Rahatsız olduğum bir diğer konu ise serinin kapakları. Bir orijinal kapağa bakın bir de Türk basımına. Daha klişe bir kapak olamazdı herhalde. Ne koyalım diye çok düşünmüşler ve sonunda melek kanadında karar kılmışlar. Birde grimsi siyah kanadın kitapla ne alakası var? Orijinal kapağın kanadını alsaydınız keşke.

  
  Özetle , ikinci kitabını okudum ve seriyi hala daha öneriyorum. Fantastik severler kaçırmasın. Pişman olacakları bir seri olmayacak. Üçüncü kitapta görüşmek üzere...

Puanım : 5/5

YORUM : Meleğin Düşüşü - Susan Ee

   Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raffe, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raffe, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı.
Orijinal Adı : Angelfall
Seri Sıralaması : Penryn&the End of Days #1
Goodreads Puanı : 4.18 (134,893 oylama)
Sayfa Sayısı : 316 sayfa
Yayınevi : Dex
Etiket Fiyatı : 24 tl 
***
   Kıyamet koptu. Melekler yeryüzüne indi ve peşlerinde büyük depremler , tsunamiler getirdiler. Bunun sonucunda dünya düzeni bozuldu ve insanlar ilkel hayvanlara döndüler. Gündüzleri insan çeteleri boş binaları yağmalıyor , geceleri ise melekler ortaya çıkıyor.
    Penryn , psikolojik rahatsızlığı olan annesi ve tekerlekli sandalyeye mahkum kız kardeşi ile hayatta kalmalı. Gündüzleri çetelere karşı savaşamayacakları için tek bir seçenekleri var ; geceleri dışarı çıkmak.
    Herhangi bir melekle karşılaşmamayı umarak dışarı çıkıyorlar ancak şans onların yanında değil. Kanatları kesilmek üzere olan bir melek görüyor. Penryn , meleğe yardım etmek isterken diğer melekler kız kardeşini kaçırıyorlar. 
    Penryn kız kardeşini geri almak için melekle bir anlaşma yapıyor. O kardeşini melek ise kanatlarını geri alacak. 
"Küçükken hep Külkedisi olacağımı düşlemiştim ama sanırım yaptıklarımdan sonra benden artık ancak kötü kalpli cadı olurdu.Ne var ki Külkedisi de intikamcı meleklerin istila ettiği bir kıyamet sonrası dünyada yaşamıyordu."
   Herkese merhaba! Müthiş bir fantastik kitapla karşınızdayım. "Neden daha önce okumadım ki" diye yakındığım , sabahtan akşama kadar derse gittiğim halde 2 günde bitirdiğim ve anında serinin ikinci kitabına başladığım bir eser. 
     Nereden başlasam bilmiyorum. Kitabın kurgusu da karakterleri de harika! Kitapta olaylar ve heyecan bitmiyor , her daim bir şeyler oluyor ve kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Yazarın kalemi de akıcı. Sizi yormadan , kafa karışıklığına mahal vermeden ilerliyor. 
     Kitabın kurgusuna özgün diyemem , klasik bir melek kitabı ama yazar araya farklı ve özgün bir şeyler de katmış. Spoiler olmaması adına buraya yazmıyorum :D 
     Ve karakterler....Hangi birini anlatsam bilmiyorum. Favori karakterim olan Penryn'den başlayayım. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir , ezilen , büzülen , sürekli kurtarılmayı bekleyen kadın karakterlerden tiksiniyorum. Hele de aksiyon dolu fantastik kitaplarda hiç çekilmiyorlar. Penryn ise bu tip karakterlerin tam tersi. Annesinin sağlık durumu yüzünden kendini ondan savunmasını öğrenmiş. Neredeyse tüm savunma sporlarını yapmış , her daim spor ayakkabısı ve kargo pantolonu ile gezen biri. Rahat mı rahat bir tip anlayacağınız. Raffe'ye ve kız kardeşine olan sadakati de benden tam puan kazandı. 
   İkinci karakterimiz ; kanadı kırık , boynu bükük Raffe'miz. Kitap boyunca onun kim olduğuna , neden kanadı kesildiğine dair bir fikrimiz yok. Gerçi kitabın sonunda kim olduğunu öğrenmek sizi biraz şaşırtabilir. 
   Ben Raffe karakterini de sevdim ama ondan önce Raffe ve Penryn arasındaki ilişkiyi sevdim. Yazar ana karakterleri ikinci sayfada aşık edeyim , beşinci sayfada evlendireyim derdine düşmemiş. Zaten kitabın yarısına kadar aralarında "hoşlanma" denilen şeyin bile lafı geçmedi. Yazarın ilişkiyi yavaş ama oturaklı bir şekilde kurgulamasını sevdim. Çünkü jilet hızıyla aşık olan karakterlerden bıkıyoruz artık. 
  Sevdiğim şeylerden bahsettim ama sevmediğim bir durumu da atlamadan geçmek olmaz. Hepimiz Dex'in "kalitesine" aşinayız ama bunu dile getirmeden geçemeyeceğim : Sayın Dex , bu kitabın hali ne? Sayfaları biraz daha inceltirseniz arkasını görebileceğiz. Kitap kuş gibi hafif ya. Sayfaların rengi de bir tuhaf. Saman kağıt gibi hafif sarıya yakın. Memlekette kağıt kıtlığı mı başladı benim mi haberim yok? Sizin 3 sayfanız kalınlığında 1 sayfası olan kitaplar var. Gözünüzü seveyim , malzemeden çalmayın artık.
   Bu kısa serzenişimden sonra yazar umarım ikinci kitabı da bunun kadar güzel yazmıştır diyorum ve yorumumu sonlandırıyorum. 

   Kısacası herkesin okumasını önerdiğim bir kitap. Fantastik severler mutlaka okumalı. Fantastik türüne başlamak isteyenler de bu kitapla -veya Ateş serisiyle- başlayabilirler. 

Puanım : 5/5

YORUM : Ürperti - Maggie Stiefvater

   Gözlerimi açtım, sadece Grace ve ben vardık, artık ondan ve benden başka hiçbir yerde hiçbir şey yoktu. Sanki öpücüğümü ve beni içinde tutmak istermişçesine dudaklarını birbirine bastırıyor, avcumdaki bir kuş kadar kırılgan bu anı tutuyordu.
   Grace senelerce evinin arkasındaki ormanda yaşayan kurtları seyretmiştir. Aralarından bir tanesi, sarı gözlü olan -onun kurdu- ise bakışlarına hep karşılık vermiştir. Birbirlerine tanıdık gelseler de Grace sebebini bilmemektedir.
   Sam ikili bir hayat sürdürmektedir. Kurtken, sevdiği kızın sessiz bakışları altında yaşamaktadır. Fakat her sene kısa bir süreliğine tekrar insan olmasına rağmen Grace'le konuşmaya cesaret edememiştir… Şimdiye kadar.
Grace ve Sam için sevgi, adını koyamadıkları bir his olmuştur. Ancak bir kez dile getirildiğinde görmezden gelinemez bir hal alacaktır. Sam insan formunda kalmaya çabalamalı, Grace ise onu yanında tutmaya çalışmalıdır. Fakat bunun için geçmişin yaralarına, şimdiki zamanın kırılganlığına ve geleceğin imkânsızlığına göğüs germek zorunda kalacaklardır...
Orijinal Adı : Shiver
Seri Sıralaması : The Wolves of Mercy Falls #1
Goodreads Puanı : 3.78 (381,387 oylama)
Sayfa Sayısı : 400 sayfa
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Etiket Fiyatı : 29,90 tl 
***
   Grace, 6 sene önce evinin yanındaki ormanda kurtlar tarafından saldırıya uğrar. Ancak kurtlardan bir tanesi Grace'i kurtarır ve o günden sonra o kurt zaman zaman Grace'in camının altına gelir. 
   Ancak Grace'in bilmediği bir şey vardır. Ormandaki kurtlar , havalar ısınınca insan hallerine geri dönerler. Onun kurdu da aslında Sam adında bir çocuktur. 
   Grace, en sevdiği kurdun insan olduğunu öğrendikten sonra mutlu bir hayat süreceğini düşünür ancak her şey göründüğü kadar basit değildir. 
Serinin tüm kitapları ülkemizde Ürperti,Beklenti ve Ebedi adıyla çıktı.
  Herkese merhaba! Fantastik bir üçlemenin ilk kitabı ile karşınızdayım. Bu seferki kitabımız kurt adamlar dünyasından ancak bu kurt adamlar diğerlerinden biraz farklı. Mesela her dolunayda dönüşme gibi bir durumları yok. İstedikleri zaman insan da olamıyorlar. Tamamen ısıya bağlı dönüşüyorlar. Hava soğuduğu anda her an kurt adama dönüşebilirler. Birde bunların sonsuza kadar dönüşme hakkı yok. Birkaç yıl sonra tamamen kurt oluyorlar ve insan bellekleri yavaş yavaş siliniyor. Yazar "klasik kurt adamları" biraz değiştirmiş. 
  Öncelikle kitabın en büyük eksisinden bahsetmek istiyorum. Kitapta heyecan verici olay sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ve kitabın acayip depresif bir havası var. Ne olursa olsun karakterlerin sonu mutlu bitmeyecek gibi hissediyorsunuz. Depresif havasının yanında olay olmaması da kitabın üzerine tuz biber ekiyor. Ben ilk sayfalarda dram kitabı okuyormuşum gibi geldi ve bu durum beni boğdu. Sonra yazar yavaş yavaş toparlıyor ve kitap akıcı hala geliyor. 
   Karakterlere çok bağlanamadım diyebilirim. Çünkü aralarındaki aşk çok havada kaldı. Kız aşık olmuş ama neden aşık olmuş mesela? Neyini sevmiş? Yazar biraz daha açıklayabilirdi. Tamam bir geçmişleri var ama pat diye de ilişki başlamamalı. 
   Kitabın sonu güzeldi ama serinin ikinci kitabını merak etsem de büyük ihtimalle okumayacağım. Çünkü ikinci kitapta da çok olay olmadığını duydum. Yazar kitaplarında biraz daha fazla olaya yer vermeli. Özellikle fantastik kitapların içinde mutlaka aksiyon olunca Ürperti'de bir bocaladım. 
   Yine de kitaba kötü diyemem. Yukarıda kötü özelliklerini saydım sadece. Siz melankolik havası olan kitapları seviyorsanız bu kitabı da sevebilirsiniz ama bana hitap etmiyor. Durgun kitapları bitirmekte zorlanıyorum. 

  Kısacası ; aksiyon dolu , neşeli fantastik kitaplardan bıktım diyorsanız Ürperti güzel bir seçim olabilir. Ama benim gibi olaysız kitapları okumakta zorlanıyorsanız uzak durun derim. 

Puanım : 3/5
 

YORUM : Aşka Davet - Grace Burrowes


  Noeldeki büyük aile buluşmasından önce tek başına birkaç gün geçirmek için Londradaki malikâneye giden Leydi Sophieyi büyük sürprizler beklemektedir. Kendini gayrimeşru bir bebek ve hakkında hiçbir şey bilmediği çekici bir adamla baş başa bulan Sophie için karmaşık duygulara teslim olduğu çelişkilerle dolu bir süreç başlar.
  Terk edilmiş bir bebeğin birleştirdiği bu iki insanın mühim sırları vardır. Bu sırlar ya bir ayrılığın ya da yeni bir umudun başlangıcı olacaktır...
Orijinal Adı : Lady Sophie's Christmas Wish 
Seri Sıralaması : Windham Serisi #4
Goodreads Puanı : 3.90 (2,766 oylama)
Sayfa Sayısı : 480 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 19 tl 
***
   Sophie , sosyetede aklı başında , duyarlı , yardımsever olarak bilinen biridir. Babası Dük olduğu için birçok evlilik teklifi almıştır ancak hiçbir erkek ilgisini çekmez. 
    Sophie'nin hizmetçilerinden birinin gayrımeşru bir çocuğu olur. Kadın , çocuğunu Sophie'ye bırakarak kaçar. Kışın ortasında bir handa ağlayan bir bebekle yalnız kalan Sophie ne yapacağını şaşırır. Bu sırada yanına bir adam gelir. 
    Bebeklerin dilinden anlayan bu adam , Sophie'ye yardım eder. Sadece bebekle ilgilenmekle kalmaz , onları evlerine de götürür. Adam gitmek üzereyken kar şiddetlenir. Sophie de kar dinene kadar adamın evde kalmasını önerir.
    Böylece bir Noel arifesinde , Sophie hiç tanımadığı bir adamla ve bir bebekle yalnız kalır. 
Kitabın orijinal kapağı
   Herkese merhaba! Blogumdaki tarihi aşk romanı yorumlarına bir yenisini daha ekliyorum. Ne yazık ki severek girdiğim bir yorum olmayacak. 
   Uzun zamandır tarihi aşk kitabı okumadığım için Aşka Daveti bir hevesle okumaya başladım. İlk birkaç sayfa güzeldi. Sophie'nin bebekle tek başına kalması komikti. Sonrasında yazar akıcılığını kaybetti.
   Öncelikle kitapta en saçma bulduğum şeyi söyleyeyim. Vim , Sophie'nin daveti üzerine evde bir gece kalmayı kabul ediyor. Daha fazla kalması ahlaka uygun olmaz zaten. Ve Vim Sophie'nin evini tam olarak 230'uncu sayfada terk ediyor. Bu kadar sayfa Sophie ve Vim'in ilişkisini okuyoruz. Ne kadar sıkıcı olduğunu anlatamam size! Üstelik çeviri ya da yazarın cümlelerinde bir sorun var. Cümlelerin çoğunda anlatım bozukluğu var. Bir paragraftan diğerine geçişler arasında sıkıntılar var. Bir paragrafta Sophie'yi okurken diğerinde Vim'le konuşması geçiyor. Vim'in ne zaman geldiğine , odaya girdiğine vs. dair herhangi bir bilgi yok. Anlatım bozukluğu olduğu gibi kitabın ilk 250-300 sayfasında olay da yok. 
   Yazar son 150 sayfada birazcık toparlamış. Son sayfalarda daha fazla aksiyon var ama yine son sayfalar bile iyi bir historical romance kategorisinde yer alacak kadar başarılı değil. Yazarın bu kadar ödül almış biri olmasına şaşırdım diyebilirim. 
   Serinin ilk kitaplarını okumadım ama bu pek sorun teşkil etmiyor. Zaten kitapta çoğunlukla Sophie ve Vim'i okuyoruz. Yazar diğer karakterleri de yeri geldikçe tanıtıyor okura. 
   
  Kısacası , Aşka Davet -bunca senedir tarihi aşk romanı okuyucusu olarak- size önermediğim bir kitap olacak. 

Puanım : 2/5

YORUM : Seraphina - Rachel Hartman


   Goredd Krallığı’nda kırk yıllık barış, insanlar ve ejderhalar arasındaki güvensizliği hafifletmekte çok başarılı olmamıştı. İnsan kılığına girerek ejderhalar, elçiler olarak saray meclisine katılıyor, âlimler ve öğretmenler olarak da rasyonel ve matematiksel zekâlarını üniversitelere ödünç veriyorlardı. Anlaşmanın yıl dönümü yaklaşırken ise sinirler gergindi.
  Seraphina Dombegh’in iki taraftan da korkmak için sebepleri var. Olağan dışı bir şekilde yetenekli bir müzisyen olan Seraphina, tam da kraliyet ailesi üyelerinden biri, ejderhalara yaraşır bir tarzda öldürülmüşken saraya katılır. Soruşturmanın içine düşünce, Kraliçe’nin Muhafızları’nın algıları tehlikeli bir şekilde kuvvetli komutanı Prens Lucian Kiggs ile birlikte çalışır. Barışı yok etmeye yönelik meşum bir plana dair ipuçlarını ortaya çıkarırken Seraphina, kendi sırrını, müzikal yeteneğinin ardındaki sırrı korumaya çalışır; öyle kötü bir sır ki ortaya çıkması hayatı anlamına gelebilir.
  Rachel Hartman’ın zarifçe yazılmış, bir solukta okuyacağınız bu fantastik ilk kitabında, Goredd Krallığ’ındaki nefes kesen serüvene davetlisiniz.
Orijinal Adı : Seraphina 
Seri Sıralaması : Seraphina Serisi #1
Goodreads Puanı : 3.98 (62,770 oylama)
Sayfa Sayısı : 464 sayfa
Yayınevi : Aspendos Yayınları
Etiket Fiyatı : 22 tl 
***
   Goredd Krallığı , ejderhaların ve insanların bir arada yaşadığı bir ülkedir. Fakat bu birliktelik sadece 40 sene öncesine dayanmaktadır. 40 sene önce , Goredd Kraliçesi , ejderhaların General'ı ile bir anlaşma imzalar. Bu anlaşmaya göre , ejderhalar insan hallerinde kalacak , insanlar da ejderhalara saldırmayacaktır. 
    Goredd Krallığında doğan Seraphina'nın annesi onu doğururken ölmüştür. Avukat babası ise gerekenden fazla korumacıdır. Seraphina'nın dışarı çıkmasına , yeteneklerini göstermesine izin vermez. Ancak Seraphina'nın bir şekilde sarayda müzisyen olmayı başarır. O kadar yeteneklidir ki bu durum prens ve prensesin bile ilgisini çeker. 
    Seraphina'nın müzik öğretmeni Orma bir ejderhadır ve Seraphina'nın ejderhalar hakkında epeyce bilgisi vardır. Bu durum normal bir Goredd'linin aksine onu ejderhalara karşı korkusuz kılar. 
     Barış anlaşmasının yıldönümü yaklaşırken Seraphina sarayda bir takım tuhaflıklar fark eder. Üstelik Aziz Ogdo'nun Oğulları adı verilen bir dizi ejderha karşıtı da şehirde gitgide çoğalmaktadır. Bu durum karşısında Seraphina saraydakileri uyarmaya çalışır. 
  Herkese merhaba! Yukarıda kitabın kurgusunu spoiler vermeden özetlemeye çalıştım ama hayatımda yazdığım en kötü özetler arasında yer alabilir sanırım. Çünkü konu o kadar dallı budaklı ki...Kitabın kurgusunu özetlerken birbirinden bağımsız paragraflar yazmış olabilirim şimdiden özür diliyorum :D
   Kitap hakkındaki yorumlara geçecek olursam , yukarıda bahsettiğim gibi kitabın derin bir kurgusu var. Zaten son 4-5 sayfada yazar karakterleri ve kitaptaki terimleri içeren bir sözlük koymuş. Koymasa anlaşılacak gibi değil. Ayrıca yazar kitaba pat diye başlıyor. Hiçbir şey anlamadan birkaç sayfa okuyorsunuz. Bir sürü isim var , kelimeler var. Sanki bir serinin sonuncu kitabından başlamış gibi oluyor insan. İlk sayfalarda arka sayfaki sözlük bayağı işinize yarayacak. Ben normalde karakterlerin yazılı olduğu sayfaları okumayı sevmem ama o sözlüğü okumadan kitaba başlamak zor. 
   İlk sayfalara alışınca kitap su gibi akıyor. Kitapta bir sürü olay var ve her sayfada yeni bir şey öğreniyorsunuz. Yazarın oluşturduğu fantastik dünyaya bayıldım! 
   Fantastik okuyanlar bilir , bu alanda ejderhalarla ilgili kitaplar çok yaygın değil. Yaygın olanların da kurgusu aşağı yukarı birbirine benziyor. Rachel Hartman bu boşluktan yararlanmış ve muhteşem bir kurgu oluşturmuş. Bu kurgudan birkaç kitap çıkar diye düşünüyorum. Ne yazık ki ülkemizde seri devam etmiyor , yurtdışında da 2. kitabı ve 2 yan kitabı çıkmış ama 3. kitaptan ses yok. Böyle güzel serileri heba etmeleri üzücü.
   Kitabın kurgusu , karakterleri her şeyi güzel. Kapağı ayrı güzel. İlk birkaç sayfa kafanızı karıştırabilir çünkü kurguya alışmak zaman alıyor. Birde belirtmeden geçemeyeceğim kitapta romantizm yok denecek kadar az. Aksiyon/gizem tarzında bir young adult romanı. Serinin ilerleyen kitaplarında daha fazla romantizm olacak diye düşünüyorum.  

   Kısacası bir fantastik sever olarak kitabı sevdim. Farklı konularda fantastik kitap okumak isteyenlere birebir. Romantizm isteyenlerin istediğini veremez ama aksiyon açısından zengin. 


Puanım : 4/5

YORUM : Asla Yapma - Koethi Zan

  Kaçarak kurtulamazsın!
  Gözleri bağlı ben... Zincire vurulmuş benç... Köşede, ellerim arkadan kelepçelenmiş, bir sandalyeye bağlı, dilime bir cerrah iğnesi batırılırken ben...Tutsaklık insana bir şeyler yapar. Ne kadar aşağılık bir hayvan olabileceğinizi gösterir. Hayatta kalmak ve bir gün öncesine göre daha az acı çekmek için nasıl da her şeyi yapabileceğinizi gösterir...
  Çocukluk arkadaşları Sarah ve Jennifer için dünyayı güvenli kılmanın tek bir yolu vardır. "Asla yapılmayacaklar listesi" oluşturmak ve bu listeye sonuna kadar uymak. Uçak kazaları, doğal afetler, hastalıklar, tecavüz... Hepsinden kaçınmanın mümkün olduğuna inanırlar. Üniversiteye başladıklarında odalarının başköşesine asarlar listeyi. Ama bir gün listenin önemli bir kuralını ihlal ederler. Sarah kendine geldiğinde bir mahzendedir, çırılçıplak soyulmuş ve ayak bileğinden duvara zincirlenmiştir. Ve yalnız değildir. Orada bir deri bir kemik, çıplak, yanındaki duvara zincirli iki kız daha vardır, ama Jennifer ortalarda yoktur. Ve onları kaçırıp bu mahzene kilitleyen adam acı verme yöntemleri konusunda çok "rafine" ve incelikli tekniklere sahiptir!
  Koethi Zan'ın hakları 20 ülkeye satılan, CBS tarafından filme çekilecek olan romanı Asla Yapma bir sayfadan diğerine soluğunuzu tutarak geçeceğiniz müthiş bir psikolojik gerilim romanı. Okurken tıpkı başkahramanın kendisi gibi, rahatsız edici bir fikre, suçun felsefesi üzerine bugüne dek söylenmiş en kafa karıştırıcı o cümleye tosladığınızı hissedeceğiniz bir kitap: Kurban her zaman suçludur!
Orijinal Adı : The Never List
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.6 (10,638 oylama)
Sayfa Sayısı : 324 sayfa
Yayınevi : Doğan Kitap
Etiket Fiyatı : 27 tl
***
  Sarah ve Jessica çocukluktan beri arkadaşlar. Ancak başlarına gelen bir kaza sonucu psikolojileri alt üst oluyor ve paranoyak hale geliyorlar.Kazaların,kaçırılmaların vs. kurbanın suçu olduğuna karar verip "Asla Yapılmayacaklar" diye uzun mu uzun bir liste oluşturuyorlar. Bu liste o kadar kabarık ki bir süre sonra hayatları kısıtlanıyor. 
  Bu durumdan sıkılan Sarah listeye tamamen aykırı bir hareket yapıyor. Jessica'yı da ikna ederek partiye gidiyor. 
   Parti sorunsuz geçse de partiden sonra kiraladıkları araca binince bir terslik olduğunu anlıyorlar. Ne yapsalar da arabadan çıkamıyorlar ve ertesi gün kendilerini yeraltında bir mahzende buluyorlar. Elleri duvara zincirle bağlı ve işkenceye uğramış bir şekilde...

  Herkese merhaba! Bu zamanlar pek tarzım olmayan kitapları okumaya devam ediyorum. Asla Yapma da onlardan biri. Gerilim tarzını sevmesem de kitap bana kendini okuttu. Zaten içerisindeki gizem sizi sayfalar boyunca sürüklüyor. Akıcı bir yanı var.
  Yine de kitaba birkaç eleştiri yapmak istiyorum. Öncelikle tanıtım reklamlarında abartıldığı gibi "sizi uykusuz bırakacak" bir kitap değil. Geçtim uykusuz bırakmayı kitap sizi korkutmuyor bile. Zaten yazar işkence kısımlarını doğru düzgün anlatmıyor bile. Kitapta kaçıran adamın kızlara yaptığı işkenceye dair toplasak bir sayfa falan yazı vardır. Daha çok kahramanların , kaçıran adamı hapse attırmaya çalışmalarını okuyoruz. Ki bu da kitabı psikolojik/gerim tarzından ziyade aksiyon/polisiye kategorisine sokuyor. 
  Aşırı abartılmış tanıtım reklamlarını bir kenara bırakırsak , sonunun da beni şaşırtmadığını söyleyebilirim. Kitap çok güzel başlıyor , karakterlerin sıkıntılarını sizde hissediyorsunuz. Ortalara doğru birçok karakter kitaba dahil oluyor. Sonunda da gizem açığa çıkıyor. Ancak okuyucuların çoğunun tahmin edebileceği bir sonu var. 
  Yanlış anlaşılmaları önlemek için kısa bir özet yapayım ; kitap güzel ama abartıldığı kadar değil. Fiyatı da fazla geldi bana. Kitap basım kalitesi ortalama-ciltli bile değil- , içi desek  iyi ama şahane değil. Neden bu kadar yüksek bir fiyat konulmuş şaşırdım. Kalite/fiyat oranını pek tutturamamışlar. 
  
  Kısacası , gerilim/polisiye sevenler için hoş bir kitap olabilir. Ancak olayların gidişini tahmin etmek çantada keklik olacak sizin için. Konu hoşunuza gittiyse bir şans verin ancak reklamlarına aldanıp almaya kalkmayın hayal kırıklığına uğrarsınız. 

Puanım : 3/5

YORUM : Petekgözlü Adam - Wu Ming-Yi

   Ölmeye karar vermiş, ölmek için bütün hazırlıklarını tamamlamış bir kadın; okyanusun uçsuz bucaksızlığında tek başına yaşayan hayali bir adadan gelen bir delikanlı. Tsunami, dünyadaki bütün insanların attığı çöplerden oluşan muazzam bir Çöp Girdabı’nı Tayvan kıyılarına çarptığında ikisinin yolları beklenmedik biçimde kesişiyor, onlarınkiyle birlikte çevrelerindeki insanların hayatları katman katman açılarak gözlerimizin önüne seriliyor. Sadece bu hayatlara değil, Tayvan’a da yakından bakıyor, oradan çevreci harekete ve dünyayı nasıl hızla, geri dönülemez biçimde tüketip mahvettiğimize uzanıyoruz.
   Şafakla birlikte ispermeçet balinasına dönüşen ada ruhları, tırmanılacak dağ yolları, kentsel dönüşüm, Aborjin halkları, akdarı şarabı, Orman Kilisesi, efsaneler, masallar, böcekleri seven kayıp çocuk, şarkılar, hepsinin içinden kuyruğu havada gururla geçen siyah-beyaz kedi ve Petekgözlü Adam.
   “İnsanlar yaşamak için başka organizmaların hafızalarına güvenmek zorunda olduklarını fark etmiyorlar. Çiçeklerin yalnızca göz zevkinizi okşamak için rengârenk açtığını varsayıyorsunuz. Yabandomuzunun yalnızca sofranıza et sağlamak için varolduğunu. Balığın, yemi sırf sizin hatırınız için kaptığını. Uçuruma düşen bir taşın hiç önemi olmadığını. Dereden su içmek için başını eğmiş bir sambar geyiğinin hiçbir şeyi açığa vurmadığını... Halbuki aslında herhangi bir organizmanın en ufak bir hareketi bile ekosistemde değişiklik demektir.” Petekgözlü adam derin derin içini çekip “Ama bundan farklı olsaydınız, insan olmazdınız” diyor.
Orijinal Adı : 複眼人
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 3.75 ( 740 oylama)
Sayfa Sayısı : 328 sayfa 
Yayınevi : Kahve Yayınları 
Etiket Fiyatı : 9.90 tl 
***
   Alice , birçok ülkeyi gezmiş Tayvanlı bir doğa hayranıdır. Üniversitede çalışmakta ve boş zamanlarında yazarlık yapmaktadır. Ancak mutlu hayatı bir gün tepetaklak olur. Çünkü eşi , oğulları ile birlikte dağda kaybolur. Yapılan tüm aramalara rağmen bulunamazlar. Bu durum Alice'ı depresyona sürükler. 
  Bu sırada okyanusta bir araya gelen çöpler büyük bir çöp dağı oluşturmaktadır. Uzmanlar bu dağın Tayvan kıyılarına vurarak tüm ekosistemi alt üst edeceğini söyler. Herkes evlerini boşaltırken Alice yerinden kımıldamaz. Sular evin ikinci katına kadar gelirken bile evde yaşamaktadır.  Alice'i bu hüzünden kurtaran ise Atile'dir. 
   Atile haritada gösterilmeyen ve kimsenin bilmediği bir adadan gelmektedir. Ada kurallarına göre ikinci oğul evlatlar belli bir yaşına gelince denize atılır. Atile'de ailesindeki ikinci oğuldur. 
   Atile diğer oğulların sahip olmadığı bir şeye sahiptir ; adanın yakınlarından geçen çöp adası. Böylece ikilinin hayatları kesişir. 
   Herkese merhaba! Bu daha önce blogumda hiç görmediğiniz tarzda bir kitabın yorumu olacak. Çünkü genelde deneme tarzı , çevrecilikle ilgili vs kitapları okuyunca sıkılıyorum. Birkaç kere okumayı denemiştim ama bana akıcı gelmiyordu. Petekgözlü Adam ise bu tür kitapların bir tık ilerisinde. Sizi çok fazla fikre boğmadan , olayın içerisinde çevrecilik fikrini harmanlayıp gidiyor. 
   Öncelikle kitabın kurgusuna değineyim. Kurgu yukarıda sade gözükse de aslında öyle değil. Kitapta birçok karakter var. Yazar karakterlerde çok derine inmiyor. Genel olarak her karakterin başından geçen bir olaya değiniyor. Bu da kurguyu dallandırıyor. Kitaptaki karakterlerin her biri benim için ayrı güzeldi. Hepsinin doğayla bir bağı vardı. Okurken sıkıldığım karakter yoktu diyebilirim. 
  Kitap çevrecilikle ilgili görünse de fantastik bir tarafı da var. Petekgözlü Adam'da onlardan biri. Ama yazar kitabın fantastik kısımlarını ucu açık bırakmış. Kafanızda o görüntüler tam oturmuyor. Ruhani bir hava var. Keskin bir anlatım olsa daha hoş olurdu diye düşünüyorum.
    Yazarın eleştiri anlayışına bayıldım. Anlatım ne çok açık ne çok kapalı. İnsanlara yaptığı göndermeyi hemen anlamıyorsunuz ama anlayınca da ne kadar zekice ve anlamlı olduğunu fark ediyorsunuz. 
   Yukarıda bahsettiğim gibi bu tarz kitapları okumayı beceremiyorum ama bu kitap akıcıydı. Yazar kitabın olay akışına önem verdiği için rahat okunuyor. Sizi düşüncelere , deneme tarzı paragraflara boğmuyor. 

  Kısacası , bu tarz toplum bilinci oluşturmaya yönelik kitapları okumak istiyorsanız bu kitaptan başlayabilirsiniz. 

Puanım : 3/5

YORUM : Raşomon - Ryunosuke Akutagava

    Akutagava, ilk hikâyesi olan "Raşomon"da işinden atılmış bir uşaktan bahseder. Uşak, Raşomon kulesinde, peruk yapmak için ölü bir kadının saçlarını yolmakta olan yaşlı bir cadaloz görür. "yaşamak için bunu yapmaya mecbur olduğumu bilseydi, belki bana kızmazdı" diyerek durumu açıklamaya çalışır yaşlı cadı. Uşak alaycı bir şekilde "Yaa, öyle mi? O zaman hırsızlık yapma sırası bende. Yapmazsam ben de açlıktan öleceğim" der ve elbiselerini üstünden çıkarıp alarak kadını bir tekmeyle kokmuş cesetlerin arasına yuvarlar.
   Akutagava'nın yaratmış olduğu ırz düşmanları, katiller ve fanatikler üzerine hiçbir zaman merhamet güneşi doğmaz; çünkü yazar, tıpkı başı dumanlı Fuji dağı gibi insanların aczine uzaktan ve soğuk bakmaktadır. Ölümünden birkaç ay önce yazmış olduğu şiirde yazarın nihilizmi çok çarpıcı bir biçimde gözlenmektedir.
Orijinal Adı : Rashomon and Other Stories
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil. 
Goodreads Puanı : 4.05 ( 1,285 oylama)
Sayfa Sayısı : 240 sayfa
Yayınevi : Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
Etiket Fiyatı : 25 tl 
***
  İşinden atılan uşak , Raşomon kulesinin önünde oturmaktadır. Geleceği hakkında endişelenirken yağmur yağmaya başlar ve kulenin içine sığınır. Kulenin içinde gördüğü manzara ise onu şoke eder. Yaşlı bir cadı kuledeki ölü insanların saçlarını yolmaktadır. 
   Çinli,dindar bir kadın ailesine bakabilmek için kendini pazarlamaya karar verir.Vicdan azabı çekse de Tanrı'nın onu affedeceğini düşünmektedir. Bir gün müşterilerinden biri duvardaki İsa resmi ile alay eder ve o gece ikilinin hayatı sonsuza dek değişir. 
   Kuytu bir köşede bir samuray öldürülür. Samuray'ın karısı o öldürülürken kaçar ve katil bilinmememektedir. Hakimin olayı çözmesi zaman alacaktır. 
   Herkese merhaba! Bugün Japon edebiyatının büyük yazarlarından biri ile karşınızdayım ; Ryunosuke Akutagava. Kendisinin birçok öyküsü filme aktarılmış ve adına ödül töreni düzenlenmiş. Modern edebiyatın başlangıcı sayılıyor. Japonya'da bu kadar popüler olmasına karşın ülkemizde Murakami kadar bilinmiyor.
    Yukarıda yazdığım 3 paragraf , kitaptaki 3 farklı hikaye sadece. Kitap yaklaşık 10 hikayeden oluşuyor. Hepsi de birbirinden güzel ve özgün. Son 2 hikayede ise yazar kendi yaşadıklarını anlatıyor.Akutagava'nın intihar etmeden önce yazdığı hikayeler.O hikayelerden yazarın depresyonda olduğunu ve mental sorunlarla uğraştığını anlayoruz. 
    Hikayeler tek tek ele alındığında bir sürü film , dizi çıkar diye düşünüyorum. Kitaba tek kelimeyle bayıldım! Kurgu , üslup hepsi harika. Hikaye severlerin mutlaka okumasını öneriyorum. 

Puanım : 5/5

YORUM : Başka Topraklarda Rüzgar Sert Eser - Hong Gyu Son

   Kore Savaşı'nda mücadele edip, savaştan sonra orada kalan bilge bir Türkün dokunaklı hikâyesine
yer veren bu roman başucu kitabınız olmaya aday...
   Dünya insandan oluşan dikenli bir teldir. Yeryüzünde bir saniye bile yaşasan yaralanırsın! Hayata karşı mağlup olmuş, Kore Savaşı'nın derin izlerini bedenlerinde ve zihinlerinde taşımaya mecbur kalmış bir neslin yüreğinden dökülenlere kulak vermek; Yalnızlıklarına tutunmuş, kabullendikleri yenilgilerini tanımadıkları bir çocuğun gözlerinde yeniden yaşayan bir grup insanın çığlıklarını duymak; Yetimhaneden evlatlık alınan bir çocuğun kapanmayan yaralarına tanık olmak için; Bu romanı okumalısınız...
  Bu kitap görünmeyenlerin dile gelişidir...
Orijinal Adı : The Muslim Butcher 
Seri Sıralaması : Herhangi bir seriye ait değil.
Goodreads Puanı : 2.4 (25 oylama)
Sayfa Sayısı : 340 sayfa
Yayınevi : Martı Yayınları
Etiket Fiyatı : 19 tl 
***
   Herkese merhaba! Uzun bir aradan sonra yeniden bloga yorum giriyorum. Okul döneminin ne kadar yoğun geçtiğini bilirsiniz. Bloga yorum yazmak çok zaman almıyor ama kitap okumaya ara vermek zorunda kalıyorum. Kitap okumayınca blog da boş kalıyor. 
    Ama geçenlerde Tüyap'a gittim. Bu sene onur konuğu Koreydi bu yüzden Koreli yazarlar ülkemize gelmiş. Bu kitabın yazarı da oradaydı ve imzalatmak istediğim için kitap hakkında bilgim olmamasına rağmen düşünmeden aldım. 
    Kitap, Kore için savaştıktan sonra orada kalan Hasan Amca ile alakalı. Geçimini kasaplıkla sağlıyor ve yaşlanınca bir çocuk evlat edinmeye karar veriyor. Koreli bir erkek çocuğu evlat olarak alıyor. Bu çocuğun vücudunda pek çok yara var ama nasıl oluştuğunu kimse bilmiyor. 
   Kitap , küçük çocuğun dilinden anlatılıyor. Kendi kültüründen farklı bir kültürle yaşamanın ve fakir bir ailede olmanın zorluklarını okuyoruz. 
  Kitabı sevip sevmediğim kısmına gelecek olursak ; çok ısınamadım diyebilirim. Bir kere kitapta bir olay yok. Hasan Amca çocuğu evlat edindikten sonra kitap duruluyor. Sadece çocuğun gözünden günlük yaşamı okuyoruz. Başlarda çok güzeldi ama ortalara doğru kitap akıcılığını kaybetti. 
  Kitabı soğutan bir diğer etken ise aşırı bir Türk reklamı yapılmış olması -kitabın arkasında özellikle- ama kitapta bir Türk ne kadar anlatılıyorsa Hasan Amca'nın Yunan arkadaşı da o kadar anlatılıyor. Kitapta bir Türk'ün yaşadıklarından çok bir askerin savaş sonrası halini görüyoruz. Yani kitabın Türklerin Kore'de savaşması ile alakası yok. Bir satış politakası oluşturulduğunu düşünüyorum. Ben kitabı Kore Savaşı ile ilgili birkaç şey okurum diye aldım ama çok farklı çıktı. 
   Kitabın kötü özellikleri genel olarak bunlar. İyi özelliği ise arada yazarın güzel cümleler kurması diyebilirim. Altı çizilebilecek güzel paragraflar vardı. Kitapta olaylar durulunca kitabı okumamı sağlayan önemli bir etkendi bu. 

   Kısacası , olay akışı az olan kitapları sevenler için önerebilirim ama benim gibi Kore Savaşı ile alakalı bir kitap olduğunu düşünenler uzak dursun. Hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. 

dipnot : Yazar imza anında çok kibar ve heyecanlıydı. İmzadan sonra bizimle ilgilendi ve bir süre konuştuk. Umarım çoğu yazar onu örnek alır :)

Puanım : 3/5

Bir Kitabı Kötü Yapan 10 Durum


Herkese merhaba!
Bugün farklı bir yayın yazmaya karar verdim. Benim için bir kitabı 'kaçılması' gereken yapan 10 durumu sizinle paylaşmak istedim. Bu sizin için tam tersi de olabilir o yüzden baştan belirtmek istiyorum ; bunlar benim sevmediğim durumlar. Belki benim sevmediklerim sizin için bir kitabı okunabilir kılan özellikler olabilir. 
Ayrıca yanlış anlaşılmaması adına belirtmek istediğim bir şey daha var. Aşağıdaki özellikler her kitapta rahatsız olduklarım yani bir kitaba ya da yazara yönelik değildir. Tamamen tecrübelerime dayanmaktadır.
Lafı daha fazla uzatmadan , iyi okumalar :)


1- Birden 180 derece dönen karakterler : Genelde yazarların ilk kitaplarında -acemilik hali sanırım- denk geldiğim bir durum. Bu sıralar çoğu genç-yetişkin yazarları da kullanıyor bunu. Hiç gerçekçi durmadığını söylemem lazım. Hatta aşırı saçma duruyor kitaplarda. Hadi ama , kim birden iyiyken kötü olur ki? Yazarın madem böyle bir planı vardı , o karakterin kötü olduğunu bize kitabın başından sezdirmeliydi. 
  Buna bir sürü örnek verebilirim ama en basiti kötü çocuk temalı kitaplar olur sanırım. Hepimizin bildiği gibi ana kahraman çok acımasızdır , suç işler ama aşık olduğu kız için iyilik meleği olur çıkar. Spoiler : Ne yazık ki gerçek hayatta böyle bir şey yok.

2-Aşk üçgeni : İlk başlarda hoş gelen , sonra kitaptan tiksinmenize yol açan durum. Alacakaranlık'tan önce bu kadar popüler miydi hatırlamıyorum ama sanki onunla arttı. Malum Bella&Edward&Jacob üçlüsünü bilmeyen yoktur. 
  Bunu abartıp aşk dörtgeni hatta beşgeni yapan yazarlar da yok değil. O tarz kitaplardan şiddetle uzak durmanızı öneririm. 
  Bu aşk üçgeni temasının başlarda bana da güzel geldiğini itiraf edebilirim ama bu tarz kitapları okudukça bayıyor. Okudukça kitabın başından kadın karakterin hangi erkeği seçeceğini tahmin eder duruma geliyorsunuz. 

3-Seni sevdiğim için terk ediyorum'cular : Şunu düşündükçe bile sinirleniyorum. Sanırım bir kitapta olmasına katlanamadığım tek durum bu. 
  Kısaca özetlemek gerekirse , karakterlerden biri diğerinin iyiliği için onu terk eder , ondan nefret etmesi için ağzına geleni söyler ama durun! Aslında karakterimiz o kadar erdemlidir ki , sırf bu erdem seviyesi yüzünden bunları yapar. Normal hayatta neden bu tarz olaylar olmaz? Tabi ki o karakterin erdem seviyesine ulaşamadığımız için(!)

4-Gereğinden fazla asi tipler : Genelde kadın karakterlerde görülen sinir bozucu durum. Güçlü kadın karakter oluşturayım derken  başa bela karakter oluşturuyorsunuz sevgili yazarlar. Bknz : Ölümcül Oyuncaklar , Clary Fairchild. 
  Çoğu kitapta rastlanılan bu durumu kısaca özetlemek gerekirse ; karakterimiz inatçı ve başına buyruktur. Sorunu kendi başına çözmek ister. Kimseden öğüt almadan tehlikeye atılır ama beceremez. Sonra arkadaşları bir de onu kurtarmaya çalışır.
  Wattpad kitaplarında  da popüler bir durum. Kadın karakter asi olarak nitelendirilmek isteniyor ama benim gözümde sadece acınası biri oluyor. Asi bir karakter aynı zamanda güçlü olmalı. Gücünün bilincinde olarak tehlikeye atılmalı. Yoksa kendini küçük düşürmekten başka bir işe yaramıyor. 

5-Karakterin geçmişinin aslında o kadar da kötü olmaması : Bu durum genç-yetişkin kitaplarında bolca var. Pek gerçekçi olmayan bir olay. 
  Gerçek hayatta trafik kazası geçiren , ailesinden birini kaybeden insanlar görürüz. Ama bu insanlar tası tarağı toplayıp yaşadığı yeri terk etmez. Sonuçta iyisiyle kötüsüyle hayat budur. Ama kitap karakterlerine geldiği zaman iş değişiyor. Ailesinden birini kaybeden karakterimizi başka ülkeye gidiyor. Orada geçmişini saklıyor -ki saklanması gereken bir şey mi var ortada? Böyle gizemli bir imaj yaratıyor. Yanına yaklaşan insanlardan uzak duruyor. Çünkü tekrar kırılmak istemiyor. Üstüne üstlük yazar bu karakteri cesur olarak nitelendiriyor. Bu karakter benim gözümde sadece korkaktır. Asıl cesur olan anılarla yaşamasını bilendir , kaçan değil.

6-Sonsuza uzanan seriler : Yazarın nasıl bir hayal gücü varsa o seri bir türlü sonlanmıyor. Mis gibi 3 kitap yazmak varken bu sayı 15 oluyor. 20 üzeri kitap olan seriler bile gördü bu gözler. Hayran kitlesi bu durumdan yakınmıyor aslında. Ne kadar kitap o kadar eğlence gözüyle bakılıyor. Ancak ben dayanamıyorum. 10 kitaptan fazla serilere başlamıyorum. Başlasam da devamı gelmiyor zaten. Hayır , o kitapları okurken gözünüz diğer kitaplara hiç mi kaymıyor? Ben daha ikinci kitabı okurken acaba başka bir seriye mi başlasam diyorum :) O yüzden forever stand-alone!
7-Faşistlik barındıran kitaplar : Biz fark etmesek de çoğu kitapta faşistlik yapılıyor aslında. Mesela ezik tipler hiç Amerikalı ya da Avrupalı olmuyor. Yakışıklı karakterler Japon , Hintli ya da Arap olmuyor. Nedense hep Fransız , İtalyan vs. Aslında bu tarz kitaplarda yazarların bilinçaltı ön plana çıkıyor. Belki farkında olmadan yapıyor ama kötü karakterler genelde zenciler oluyor. Filmlerde bu olay aldı başını gidiyor fakat kitaplarda okumaya tahammülüm yok. Kaçımız kapağında zenci birinin olduğu romantik kitap okudu mesela?
  Birde kitaplarda Türkleri 100 yıl öncede kalmış gibi gösteriyorlar ya. Sürekli halının ve lokumun bahsedilmesinden de bıktım diyebilirim. Eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız Jeaniene Frost'un Ateş Laneti kitabını okumamanızı tavsiye ederim. 

8- Ana karakterlerden birinin ölmesi : Bir okuyucu için en üzüntü verici durum bu olsa gerek. Okurken bile bir depresif hale bürünüyor insan. Hele de ölen kitapta en sevdiğimiz karakterse durum daha da vahim!
   Ne yazık ki o karakterden sonra kitap eski tadını veremiyor. Çok az yazar var kitabı tekrar eskisi gibi heyecanlı yazabilen. Genelleme yapacak olursak ana karakter öldü mü kitabın tadı kaçıyor. Ve buna rağmen yazarlar karakterleri -inatla- öldürmeye devam ediyor.(Spoiler) Sally Green The Half Bad üçlemesinde Marcus'u öldürdüğünden beri adapte olamadım mesela. 

9-Sonunu 10 km öteden belli edenler : Bir kitabı neden okursunuz? Büyük ihtimalle kaliteli zaman geçirmek ve yazarın oluşturduğu hayal dünyasına dahil olabilmek için. Ama öyle kitaplar var ki bu hevesinizi kursağınızda bırakabilir. Kitabın sonunu tahmin etmek -hatta bilmek- benim için büyük bir işkence. Tahmin ettiğim son doğru çıktığı zaman ise kitabı alıp yazara geri iade etmek istiyorum. Tabi ki okuyucuyu şaşırtın hatta şoka sokun çıkamasın demiyorum ama birazcık da beyin gıdıklaması hoş olabilir. Acaba sonunda bu mu olacak yoksa şu mu diye kafa yormak istiyorum. Rebecca Donovan'ın Nefes serisi benim için tahmin edilebilir bir sona sahipti. O yüzden son kitabı okurken gerçekten sıkıldım. 
Beklediğim son çıkınca
10-Yazım hatası dolu olanlar ; Yazarla alakası olmayan ama yayın evine öfkelendiren bir diğer etken. Öyle kitaplar var ki son okumasını kör biri mi yaptı demek istiyorum. Türk yazarlarda az ama çeviri kitaplar dolu yazım hatası var. Hayır , çeviriyi word programında yapmıyor musunuz? Program zaten direk buluyor hataları! 
  Buna ek olarak bir de eksik sayfalı kitaplar var tabi. CNR kitap fuarında direk Martı Yayınları standından aldığım bir kitap 416 'dan 449'a atlıyor. Arada da Kabalcı Yayınlarının kapağı basılı tabi. 

Beni rahatsız edenler genel olarak bu kadar. Eskimiş kitapları okuyamayan birkaç arkadaşım var ama neyse ki o durum beni etkilemiyor :D Sizi neler rahatsız ediyor?
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI